24 Nisan 2026 Cuma

ÇYEM (Çocuk Yapma Ehliyeti Merkezi):

Çocuklardan önce aileleri eğitin!…Çocuk sahibi olabilecek mental ve ruhsal yetkinlikte aileler ancak çocuk sahibi olabilmeli…


Çocuk yaşta işlenen suçların önlenmesi için; bazı bilgisayar oyunlarının yasaklanması ve tv’lerdeki şiddet içerikli dizilerin engellenmesi, çocukların gözünde uyuşturucu, şiddet, kadın istismarı gibi konuları normalleştiren şarkıların üretilmesinin önlenmesi gibi önlemler tabiki önemli. Ama ben bu unsurların bu suçlardaki paylarının %30-40 civarı olduğunu düşünüyorum. %60-70 gibi asıl büyük payın ise ailelerin çocukları doğru yetiştirmelerinde olduğu kanaatindeyim. Yani çocuklardan önce o çocukların yanlarında nerdeyse 24 saat olan ve onları birer hamur gibi yoğurup kişiliklerini elde etmelerini sağlayan ailelerin doğru ve bilinçli olmaları; daha doğrusu çocuk sahibi olma adayı çiftlerin eğitilmeleri ve ehliyet sahibi olmaları gerektiğini düşünüyorum. 


Tabiki bu fikir hadi hurra herkes 3 çocuk yapsın görüşüyle birebir çelişir gibi görünüyor ama aslında bununla birebir uyumlu. Nasıl dediğinizi duyar gibiyim. Anlatayım…Uzun vadeli düşündüğünüzde çocuğu her anlamda yetiştiren ilk kurum aile olduğu için; toplumun genel mental ve fiziksel sağlığı açısından, bu ehliyetlerin verilmesinin ve çocuktan önce bilinçli anne baba yetişmesinin çok önemli bir durum olduğu anlaşılabilecektir. Zira önemli olan nicelik değil, niteliktir. Yani toplumdaki bireylerin sayısı değil, özellikleridir. Dolayısıyla benim önerim; her çifte; nasıl ki evlenmeden önce kan testi vs yaptırıp evlenmeye uygun olup olmadıkları bakılıyorsa; ÇYEM testi de yapılıp, çocuk sahibi olma ehliyetleri olup olmadığına da bakılmalı. Eğer çocuk sahibi olma yeterliliğine sahip değillerse belirli eğitimlerden geçirilip 1 sene sonra tekrar bir yazılı ve sözlü sınava tabi tutulup bakılarak ehliyet verilmeli ya da yine bir sonraki seneye bırakılmalı. 


Ha şunu da diyebilirsiniz; ya Emre, günümüzde çocuk yapmak için evlilik şartı yok ki, isteyen herkes evlenmeden de yapabiliyor. E tamam derim. Yine de bir şey farketmez. Evli ya da değil, bir çift; yani erişkin bir kadın ve bir erkek şayet çocuk sahibi olmak istiyorlarsa; öyle kafalarına göre olamayacaklar. Önce gelip Çocuk Yapma Ehliyeti Merkezine başvuracaklar. Durumlarına bakılacak. Yererli mental ve ruhsal yeterliliğe sahiplerse izin; yani ehliyet verilecek. Değillerse; bir takım eğitimlerden geçirilecekler. Genel kültür, iq, erdem, ahlak, bebek ve çocuk yetiştirme gibi pedagojik bazı eğitimler vs..1 senelik bir okul gibi düşünebilirsiniz. Hafta sonları dersler verilen…Ki insanların işleri aksamasın diye bu dersler genelde hafta sonları verilecek. Ama uygun olanların katılımı için hafta içi dersler de olacak. Bu eğitimlerden geçemeyenler asla çocuk sahibi olamayacak. Olsalar bile o çocuklara kimlik çıkartamayacaklar. Yani o çocuklar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olamayacak. Ama testleri geçenler ise teşvik edilip çocuk başı ekonomik destek verilecek ve 3 ya da daha fazla çocuk yapmaları telkin edilecek.

6 Şubat 2026 Cuma

A Call to All Muslims of the World to Become One Fist

 Imperialist and Zionist power uses sectarian divisions to divide Muslims, exploit their resources, enslave them, and destroy them…


For the past 70 years, imperialist and Zionist power has continuously used sectarian divisions to collapse and enslave Muslims. By inflaming and widening the points of separation within an already divided so-called “Islamic world,” it has both prevented Muslims from uniting and, through a form of enslavement, seized Muslim resources, overthrown virtuous and principled leaders, and eliminated those who resisted. A force that should have had a voice and a strong moral backbone—and that, if it were one fist, could bring true peace, justice, and tranquility to all humanity—was divided and fragmented, turned into useful tools, proxies, or silent devils for their own purposes. And they are still doing this today. As long as Muslims do not listen to ALLAH, break the idols of sectarianism, and become one fist—that is, as long as they do not unite under the name “Muslim,” the only name ALLAH deemed appropriate for those who believe in and trust Him—this great satanic, aggressive, denial-based power cannot be defeated…


An Open Call to All Muslims of the World


I have no sect. I abandoned it and became Muslim. Because there is no such thing as sects in Islam. Each of them has become a religion in itself. Therefore, I am not Sunni, not Shiite, not Alevi, not Wahhabi, not Salafi, nor any of their hundreds of sub-branches. I am only Muslim—that is, among those who submit to ALLAH and seek peace. I recognize no name other than “Muslim,” the name ALLAH chose for those who believe in and trust Him. Our Prophet, Osman, Ali, Omar, Abu Bakr, and the Muslims of that time did not recognize such names either. These names, invented by later generations—human fabrications—are nothing more than attempts to divide Islam. My brother, bury this sectarian shirk that ALLAH has clearly forbidden in His Book. Come, let us unite upon ALLAH’s Book and defeat, AS ONE FIST, the aggressive, denial-based imperialists and Zionists together… Let us listen to the words of ALLAH:


QUR’AN 3:103 (Ali ‘Imran 103), 6:159 (Al-An‘am 159), 30:32 (Ar-Rum 32), 22:78 (Al-Hajj 78), 41:33 (Fussilat 33)


QUR’AN 3:103 (Ali ‘Imran 103):

“Hold firmly, all together, to the rope of ALLAH (the Qur’an), and do not be divided. Remember the favor of ALLAH upon you—when you were enemies and He brought your hearts together, and by His favor you became brothers. And you were on the edge of a pit of Fire, and He saved you from it. Thus ALLAH makes His verses clear to you so that you may be guided.”


QUR’AN 6:159 (Al-An‘am 159):

“Indeed, those who divided their religion and became sects—you have nothing to do with them. Their affair is only with ALLAH; then He will inform them of what they used to do.”


QUR’AN 30:32 (Ar-Rum 32):

“[Do not be among] those who divided their religion and became factions, each faction rejoicing in what it has.”


QUR’AN 22:78 (Al-Hajj 78):

“He named you ‘Muslims’ before and in this, so that the Messenger may be a witness over you and you may be witnesses over the people.”


QUR’AN 41:33 (Fussilat 33):

“And who is better in speech than one who calls to ALLAH, does deeds aimed at goodness and peace, and says, ‘Indeed, I am among the Muslims’?”

Tüm Dünya Müslüman’larına Tek Yumruk Olma Çağrısı:

 Tüm Dünya Müslüman’larına Tek Yumruk Olma Çağrısı:


Emperyalist ve Siyonist güç; Mezhep ayrımlarını kullanarak Müslüman’ları bölüp, kaynaklarını sömürüyor, köleleştirip yok ediyor…

 

Son 70 yıldır; Emperyalist ve Siyonist Güç; Müslüman’ları çökertip köleleştirmek için, sürekli mezhep ayrımını kullandı. Zaten hali hazırda bölünmüş bir “sözde” İslam aleminin; ayrıldıkları noktaları körükleyip genişleterek, hem Müslüman’ların birlik olmalarına engel oldu, hem de bir çeşit köleleştirerek Müslüman kaynaklarına çöktü, erdemli ve omurgalı yöneticilerini çökertti, direnen insanları yok etti.. Sesi ve omurgalı bir duruşu olması gereken ve “Tek yumruk” olsa; dünyadaki tüm insanlara gerçek barışı, adaleti ve huzuru getirecek bir gücü; bölüp parçalayarak kendileri için kullanışlı aparatlara, maşalara veya dilsiz şeytanlara çevirdi..Hala da yapmaya devam ediyorlar..Müslüman’lar ALLAH’ı dinleyip, mezhep putlarını kırarak tek yumruk olmadıkları sürece; yani sadece ALLAH’ın kendisine inanıp güvenenlere uygun gördüğü isim olan “Müslüman” isminde birleşmedikleri sürece, bu büyük şeytani saldırgan inkarcı güç alt edilemeyecek…


Tüm dünya Müslüman’larına açık bir çağrı:


Benim mezhebim yok…Terkedip Müslüman oldum. Çünkü İslam’da mezhep diye bir şey yok. Her biri başlı başına birer din..Dolayısıyla ben Sünni değilim, Şii değilim, Alevi, Vahabi veya Selefi ya da bunların yüzlerce alt kollarından biri de değilim. Ben sadece Müslüman’ım. Yani ALLAH’a Teslim olan barışçılardan…ALLAH’ın; kendisine inanıp güvenenlere uygun gördüğü isim olan “Müslüman”dan başka isim tanımıyorum. Peygamberimiz, Osman, Ali, Ömer, Ebu Bekir ve o zamanki Müslümanlar da tanımadılar. Sonraki nesiller tarafından; yani beşer uydurması olan bu isimler İslam’ı bölme girişimlerinden başka bir şey değildir..Kardeşim sen de ALLAH’ın açıkça kitabında yasakladığı bu mezhep şirkini göm, gel ALLAH’ın kitabında birleşelim ve saldırgan inkarcı emperyalistleri ve siyonistleri TEK YUMRUK OLARAK birlikte yenelim….ALLAH’ın sözlerine kulak verelim:


KURAN 3/103 (Ali İmran 103), 6:159(Enam 159), 30:32(Rum 32), 22:78(Hac 78), 41:33(Fussilet 33)


KURAN 3/103 (Ali İmran 103): ‘’Hep birlikte ALLAH’ın ipine (Kuran’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. ALLAH’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte ALLAH size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yolu bulasınız.’’


KURAN 6/159 (Enam 159): ''Dinlerini parça parça edip fırkalara, hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ALLAH'a kalmıştır. ALLAH onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir.''


KURAN 30/32 (Rum 32): ‘’Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan (olmayın. Bunlardan) her fırka, kendilerinde olan ile böbürlenmektedir.’’


KURAN 22/78(Hacc 78)'den: ''Elçinin size tanık olması, sizin de halka tanık olmanız için, sizi, daha önce de şimdi de 'Müslümanlar = Teslim Olanlar' olarak adlandıran O'dur.''


KURAN 41/33 (Fussilet 33): ''ALLAH'a çağırıp/yakarıp hayra ve barışa yönelik iş yapan ve "Ben, Müslümanlardanım/ALLAH'a Teslim Olanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır?!''


————————————————————————



13 Temmuz 2025 Pazar

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE sözünün arka planı nedir? Bu Aslında Ne demek?

 NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE sözünün arka planı nedir? Bu Aslında Ne demek? 



Öncelike bilinmeli ve kabul edilip sindirilmeli ki, burası Türk Yurdu…Yani Türkiye. Burayı da, buranın temeli ve öncülü olan diğer Türk yurdunu da biz kurduk. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE! Birilerinin algıladığının aksine ırkçılık değil, tam aksine bu şerefi Türk olmayanlarla da paylaşma sözü ve sloganıdır…İddia edildiği gibi olsaydı Atatürk; NE MUTLU TÜRK OLANA! derdi. Ama öyle demedi. Ve Osmanlı Devleti’nde; kurucu unsur Türkler olmasına ve padişahların da kökenlerinin Türk olmasına rağmen; Türkiye kurulana kadar asıl Türkler örselendi, Türklük hor görüldü, Türkçe aşağılandı. Arapça ve Farsça övüldü. İnsanlar araplaştırıldı. Osmanlıca denilen Arapça ve Farsça kelimelerin Türkçe’nin üzerine çöktüğü melez dil; bu örselemenin sonucudur zaten. Oysa bakın mesela Yunus Emre’nin diline..Bakın Selçuklu dönemine, ne kadar arı duru temiz bir Türkçe…Ve bugün kullandığımız Türkçe’ye de pek yakın…



Ve kürt aşiretleri de; liderleri, yanındakiler ve aileleri dışında kendi halklarını; yani diğer kürtleri hor görüp sömüren feodal yapı; Yavuz’dan beri sadece kendi içlerinde değil, Türkleri de dizginlemek için desteklendi. Türkler; Osmanlı döneminde; 600 yılın son 250-300 yılında yavaşça devlet yönetimdeki görevlerinden el çektirildiler..Ve devşirme sistemiyle yabancılar üst görevlere getirildi. Çünkü Osmanlı ailesi de Türk kökenli olduğundan, diğer Türk obalarından Türkler göreve getirildiklerinde, kurucu unsur ve halkın çoğunluğu olmalarından dolayı, padişah ve ailesi kolay kolay görevden atamıyorlardı.Ama devşirmelerin arkaları olmadığından en yüksek göreve de gelseler, padişah istediği anda görevden atıp kellelerini alabiliyordu… 




Bu Türk örselenmesi ve Kürt aşiretlerinin baskılayıcı olarak desteklenmesi, nerdeyse modern Türkiye kurulana kadar sürdürüldü…Sonrasında Osmanlı Devleti; sosyolojik, bilimsel ve tarihi gelişmelere ayak uyduramayıp, çeşitli iç ve dış sebepler ve dışardan satın alınan pek çok vatan hainlikleri yüzünden zayıflayarak, Emperyalistler tarafından topraklarımıza göz dikildiğinde ve yavaş yavaş parçalanmaya başladığında ise; Türk Kurtuluş Savaşını gerçekleştirdik. Atatürk, Kazım Karabekir, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak, Ali Fuat Cebesoy ve beraberlerindeki diğer vatansever Türkler büyük bir cesaret, kararlılık ve insiyatif alarak; kurucu unsur olan Türklere; kaybettirilen şeref ve onurlarını geri kazandırdı. Daha doğrusu o dönemki tüm Türkler; bu devletlerin kurucu unsurları olarak şeref ve onurumuzu Atatürk’ün ve diğer değerli komutanlarımızın önderliğinde; tüm emperyalist ve işgalci güçlere ve onların içerdeki kullalarına karşı geri kazandık..Ve Türk olmayan diğerleriyle de bu onuru paylaşmak için; “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE” dedik…İşte bu sözün arka planı budur…


Emre Baransel

23 Mayıs 2025 Cuma

Suçlara Adil Cezalar Verin!

 


Çete üyelerinin az ceza verilsin diye yedirdiği paralara tamah edecek kadar onursuz olmayın…


Ülkemizde iyice yaygınlaşan bu cezasızlık algısı sebebiyle çocuklar, gençler, kadınlar, erkekler; her kesimden insan sokaklarda evrimlerini tamamlayamamış, insan demeye bin şahit gereken saçma sapan tipler tarafından rahatça yaralanıyor veya öldürülüyor..Bu olayların faillerinin ise çoğunun; defalarca aynı suçları işledikleri halde beraat ve tahliye kararları almaları, tutuksuz yargılanmaları veya kimsenin içini soğutmayacak düzeyde hafif cezalar almaları ve sonrasında tekrar toplum içine salınarak sokaklarda rahatça dolaşmaları artık dayanılmaz bir hal almış durumda..Hatta daha geçen ay, bu tarz suçları işleyenler için af çıkarılacağı bildirildi…Amaç ne??!!…


Bu trajik durumun son kurbanlarından biri ise Mattia Ahmet Minguzzi kardeşimiz…Kadıköy’deki eskicilerden kaykay malzemesi bakarken, sebepsiz yere 2 tip tarafından bıçaklanarak öldürüldü…O’nun gibi daha niceleri var…Malesef mahkeme; Ahmet’in öldürüldüğü bıçağı, yasaklı aletler niteliğinde saymayıp, olayın öncesinde parkta aynı şahıslarla yaşanan tartışmaya ait kamera kayıtlarının ise zaman aşımına uğrayıp silindiğini bildirmiş..


Hayatının önemli bir dönemini Kadıköy sokaklarında bu tarz tiplerle kavga ederek geçirmiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki; bu tipler aslında çok korkak olurlar. O yüzden de asla yalnız ya da cepleri boş dolaşamazlar. Bir kavgaya asla delikanlı gibi teke tek ve yumruk yumruğa giremezler. Mutlaka yanlarında yancıları veya ceplerinde emanetleri olur..Ve sebepsiz yere insanlara sataşmaktan zevk alırlar…Bu psikopatları toplumdan soyutlayıp, emsal ve ibret olsun diye çok sağlam cezalar vermediğiniz takdirde bu olayların sonu gelmeyecektir…Bunu yöneticiler yapmıyorsa, kendimce bunu protesto edip, Ahmet kardeşimizin olayını baz alarak, meseleye dikkat çekmek istiyorum…



Ahmet’in gözünün altındaki “siyah iz” bu protestonun simgesi olsun…


#suçlaraadilcezalarverin

#MattiaAhmetMinguzzi



28 Ekim 2023 Cumartesi

Cumhuriyetimizin 100. Yılı...

Güzel dostum..İçimde bir ruh var…Görebiliyor musun? Zoru görünce kaçmayan…Acı çeken insanları yalnız bırakmayan…”Ne halleri varsa görsünler, ben gidiyorum” demeyen. Sorun neyse üstüne gidip beraber çözelim, zorlu yolu beraber yürüyelim diyen 100 yaşında dev bir ruh…Özgürlüğü karakter edinmiş, bağımsızlık dışında bir sistemi kabulenmeyen…Tanıdın 

mı O’nu?


Türkün görünmez karakteri…Reddedilemez bir içgüdü bu…Sen de hissediyorsundur. Erdemin en üst seviyesi…Ancak bu yüksek karakterin iyi niyeti suistimal edilirse, kafese kapatılmaya çalışılırsa ya da cahilce sömürülmeye kalkılırsa; koskoca bir devrime dönüşür ve bu Türk Devrimi’nin ateşi tüm düşük karakterli gözünü para, işgal ve kan bürümüşleri yakıp kavurur…Ve sonra tekrar suya dönüşüp yolunu bulur…Barışı şiar edinip durmadan akar durur…



“Uçurumun kenarında yıkık bir ülke…Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar…Yıllarca süren savaş…Ondan sonra; içerde ve dışarda saygıyla tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet.. Ve bunları başarmak için aralıksız devrimler…İşte Türk genel devriminin bir kısa deyimi…”


Mustafa Kemal Atatürk



Atatürk’ün yukarda Türk Devrimini anlattığı tablodaki ülke tanıdık geldi mi?…Dün İstanbul’a, İzmir’e, Çanakkale’ye, Kars’a göz diken aşağılıklar; bugün Gazze’yi, Kudüs’ü hedef alıyorlar..Filistin’in durumu malum olduğundan Cumhuriyet’imizin 100. yıl’ı malesef buruk bir sevinçle geçiyor..Bir yandan 100 yıldır 100’lerce badireye ve pek de hazetmediğimiz kişilerce yönetilmemize rağmen, yine de ülkemizi ve cumhuriyetimizi koruyabilmiş olmamızın sevinci, diğer yandan da dünyanın en aşağılık terör örgütü olan İsrail’in masum insanların ülkelerini, evlerini 70 yıldır işgal edegelmesi, onları katletmesi yetmezmiş gibi, en sonunda da şimdi bitmek bilmeyen, tarihin en acımasız soykırımlarından birini her akşam canlı yayında işlemesi ve en kötüsü de tüm insanlığın bu ağır zulme seyirci kalacak kadar iğrençleşmesi ve onursuzlaşması…





Bazıları hala sömürgecilerin bize dayattığı sistemin algısal rüzgarına kapılarak; İngiltere’nin yapay olarak getirip zorla kurduğu İsrail’i bir devlet, Hamas’ı da terör örgütü olarak görme eğiliminde malesef. Hayır dostum! Tam aksine! Terörist olan; insanların ülkelerine çöküp işgal eden İsrail, Hamas ise o ülkenin öz çocuklarının kurtuluş ve özgürlük mücadelesini verenlerdir…Benim de ülkeme İngilizler gelip işgal etmeye çalışsaydı; ben de kurtuluş ve direniş ordusuna katılırdım. Henüz yoksa da kurardım..Aynı Atatürk gibi..Kuva-yı Miiliye gibi..Her ilde kurulan Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri gibi…





Bunların hepsi yine Filistin'de olduğu gibi başını İngilizlerin çektiği işgalcilere karşı kurulmuş örgütler..Atatürk Amasya'ya indiğinde direkt ilk sorduğu soru buydu; “Sizde Müdafa-i Hukuk Cemiyeti var mı? Yoksa hemen vakit kaybetmeden diğer iller gibi siz de kurun”…




Demek size göre bu örgütler de, Atatürk de teröristti öyle mi? Ki kaldı ki kendi devleti de; yani daha doğrusu yıkılmak üzre olan Osmanlı devleti’nin kalıntıları içinde İngilizlere boyun eğmeyi yeğleyen vatan hainleri Atatürk'ü; “Eşkiya”; yani bugünkü terminolojiyle “Terörist” ilan etmişlerdi…


ve onlara göre İngilizlere karşı savaşılamaz, zafer kazanılamazdı ve bu yüzden de sömürgeleri olmak elzemdi..Yani kafaları köle kafası olduğundan tamamiyle sözde iyi niyetle böyle düşünüyorlardı(!) 




Tesadüfe bak ki bugün Filistin için savaşmayan İsrail'in güdümündeki Filistin yönetimi ve sözde Filistin ordusu da aynı şeyi Hamas'a yapıyor. Demek size göre Atatürk de bu örgütleri kurmamalı, savaşmamalı, ve İngiizlere teslim olan Osmanlı Devleti yönetimine boyun eğmeliydi, öyle mi? İşte sizin bu kafanız müstemleke kafası. Köle kafası yani. 



Atatürk bu anlayışı delip geçeli işte tam 100 yıl oldu! Yaşasın Cumhuriyet!




Her zaman söylerim. Sırf Avrupa değil, genel olarak batının ekonomik gelişiminin kaynağı; “medeniyet” değil, “sömürü”dür. Atatürk böyle bir medeniyet anlayışını; ister sömüren istsr sömürülen olsun, Türk Milleti’nin erdem ve onuruna uygun görmemiştir. O’nun bizim önümüze koyduğu medeniyet anlayışı; hem modernitenin en üst düzeyini, hem de vicdan ve erdemin en yüksek seviyesini içerir. Göktürk’lerden gelen anlayışın geliştirilmiş hali…İşte bir Türk’e yakışan da bundan başkası değildir. Bu bağlamda; “Ya İstiklal, Ya Ölüm!” ve “Yurtta barış, Dünyada barış…” anlamlarını ve çağlarını her anlamda aşan söylemlerdir…


Emre Baransel

24 Ekim 2023 Salı

Filistin-İsrail sorununu çözmek için Devletimizi Yönetenlere naçizane bir önerim var: Suriyeli’ler…

Filistin-İsrail sorununu çözmek için Devletimizi Yönetenlere naçizane bir önerim var: Suriyeli’ler…



Ülkemizdeki mülteci Suriyeli sayısı tam olarak bilinmemekle birlikte malum çok fazla…İsrail’in ise Filistin’de işlediği artık adına soykırım diyebileceğimiz katliam ve işgaller ortada. Sözde Müslüman ülkelerin kınama dışında pek birşey yapmadıkları da açıkken; burda hem bölgenin yakın bir zamanda bizim sınırlarımız içinde olması dolayısıyla tarihi bir sorumluluk olarak, hem insani ve vicdani limitin çoktan aşılması sebebiyle, hem de Kudüs’ün biz Müslüman’lar için kutsallığı söz konusuyken; eski topraklarımızda barışı sağlamak garantör ülke konumunda Türkiye’ye düşer diye düşünüyorum..


Her ne kadar Siyonist yayılmacılık meselesi uzun vadede kesinlikle milli bir mesele olsa da (Çünkü Siyonist yayılmacılık ve getirisi olan İsrail’in işgalleri eğer başarabilirlerse Filistin’le kalmayacak, kafalarındaki Arz-ı Mev-ut; yani kendilerine vaadedilmiş topraklar olarak gördükleri yerler; Filistin’den sonra bölge ülkelerin ve en sonunda bizim de topraklarımızın bir kısmını kapsıyor. Zaten Pkk’ya yıllardır tam olarak bu yüzden her türlü desteği veriyorlar. Dolayısıyla çocuklarımız ve torunlarımız İsrail’li canilerle uğraşmasın istiyorsak; yılanın başını küçükken ezmek gerekir…) Ama buna şu anda tam olarak milli bir mesele de diyemeyeceğimiz için; Mehmetçiğimizi oralara yollamayın diyenler de kısa vadede kendilerine göre haklı olabilirler…



Bu durumda bence bir kanun çıkarılıp; 12 senedir ülkemizde yaşayan ve bir türlü gitmek bilmeyen Suriye’li mülteciler Filistin’e gönderilmek üzre kritik bir çözüm olabilir. Eli silah tutan 20-50 yaş arası Suriyeliler toplanıp kendilerine 2 seçenek sunulabilir. 1- Ya Aileleriyle birlikte ülkelerine geri dönmek. 2- Ya da Orduya katılarak belli bir süre eğitim alıp Türkiye’nin Barış gücü olarak Filistin’e, gerekirse İsrail’li işgalcilere karşı Arap kardeşleriniz için savaşmak üzre gönderilmek…Doğal olarak bazıları ülkelerine dönmeyi, bazıları da Filistin için orduya katılmayı seçecektir. Her 2 seçenekte de Türkiye kazanır. 2. seçeneği seçenleri bir nevi Türk ordusuna bağlı taşeron askerler olarak düşünebiliriz…Kendilerine motivaston olarak da; barış gücü olarak orda bulunurken; İsrail askerlerinin saldırılarına uğrarlarsa onlarla savaşmaları ve kazanırlarsa da etkisiz hale getirilen işgalci İsrail’lilerin boşalan evlerine yerleşebilecekleri vaadedilebilir…



Böylece tek bir doğrusal hareketle pek çok problem çözüme kavuşturulur. Hem İsrail’in işgal ve katliamları önlenir, hem biz böyle devasa bir zulme sessiz kalmamış oluruz, hem de ülkemizdeki mülteci sorunu çözülür. Tek taşla kuş sürüsü! Gerekirse İslam işbirliği teşkilatından veya dünyanın herhangi bir yerinden asker ve maddi destek, mühimmat göndermek isteyen ülkelerden gelen askerler de bu orduya katılabilir. Amerika mı? E garantör ülkenin barış gücü olarak oraya gidiyoruz ya….Hem Filistin hem de İsrail’lilerin güvenliğini sağlamak yollanan askerlerin temel amacı olacak. Maksat Osmanlı’lıksa alın size Osmanlı aklının kralı. Osmanlılar cephenin en önüne delileri yerleştirirlermiş…Anlayana…